Translate

2 Haziran 2011 Perşembe

İmam Humeyni

Gürkan Biçen

Fukuyama 1989’da The National Interest dergisinde kaleme aldığı “Tarihin Sonu mu?” başlıklı makalesinde insanlık ailesinin ulaşmak istediği noktanın gerçekleştiğini iddia etmiş ve bu noktanın “liberal demokrasi” olduğunu söylemişti. Fukuyama tarih anlayışının Hegel’in izinde giden Marx’ın anlayışı ile paralel olduğunu söyler. Buna göre tarih, “bütün zamanların bütün insanlarının deneyimlerini kapsayan eşsiz ve bağlantılı bir evrim sürecidir.”. Fukuyama bu sürecin geçirdiği aşamaların insan aklı ve tecrübesinin ulaştığı nihai noktada son bulduğunu, böylelikle insanların bir hayat ve yönetim şekli olarak deneyebilecekleri bir başka sistem kalmadığını söylerken, kuvvetle muhtemel 1984 romanının sahibi George Orwel’ın sunduğu hizmete benzer bir hizmeti yerine getiriyordu. Böyle de olsa, Fukuyama’nın iddiası İran İslam İnkılabı’nın başlattığı yeni bir süreç sebebiyle temelinden sarsıldı. “Sosyalist insan”ı yaratmak ve insan aklının/tecrübesinin ulaşacağı mükemmel noktanın bu olduğunu ispatlamak için kapitalist ekonomiye dayalı liberal demokrasilere karşı girişilen yarışı kaybeden totaliter komünist rejimler tarih sahnesinden çekilirken, vahyin insanlık tarihinin her noktasında yer alan temsilcilerini selamlayan bir sesin varlığı ve bu sesin siyasal bir teori ile meydan okuyuşu Fukuyama’nın tezini savunulamaz hale getirdi.

İran İslam İnkılâbı İran’daki yerel iktidara olduğu kadar uluslararası sistemin sahiplerine de meydan okumuştu. İmam Humeyni, Şah’ın Amerika’nın bir kuklası olduğunu işaret ederek, İran’dan kovulanın sadece Şah olmadığını, Amerika’nın da İran’daki menfaatlerinin tümünü kaybettiğini söylüyor ve İran halkına, “Siz bütün dünyayı saran bir putu kırdınız.” diyordu. Batı Dünyası’nın beklediğinin aksine İran’daki inkılâp Batılı kavramlara ve yönetim biçimlerine prim vermeyi reddetti. İmam Humeyni’nin siyasi mücadeleyi yürütmeye başladığı 1960’lı yıllardan bu yana olgunlaştırmaya çalıştığı yeni bir teori İran’da devleti şekillendirmek üzere hayata geçirildi. Eflatun’un “Devlet”, Farabi’nin “Medine-i Fazıla” kitaplarında yer alan teoriye benzer bir şekilde İmam Humeyni yönetimin, Allah’ın insana yüklediği misyonu bilen ve her bir insan teki ile bir bütün olarak toplumu bu misyonu gerçekleştirmek ve böylelikle dünyada ve ahirette salaha kavuşturmak için gayret sarf etmekle yükümlü olan İslam âlimlerinin yetkisi altında olduğunu savunuyordu. İmam Humeyni’ye göre Müslümanların Batılı kavramlara ihtiyacı yoktur. Zira Müslümanlar kopmak bilmeyen bir hüccete sahiptir ve Batılı kavramlar ancak Batı’nın ihtiyaçlarına cevap vermek üzere ve onların kullanımına elverişli olduğu sürece bir anlam ifade etmektedir. İmam Humeyni ile dönemin Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Gündüz Ökçün arasında 10 Haziran 1979’da geçen görüşmede Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanının “demokrasi” vurgusu üzerine İmam Humeyni, “Gerek Batı ülkelerinde gerekse bizim ülkelerimizde bunca demokrasiden söz edilmesine rağmen gerçekte demokrasi yoktur. Batılılar bu büyülerle bizleri uyutmaya çalışarak bizleri kullanıyorlar.” cevabını veriyordu.

Mısır’daki halk hareketini yorumlayan ve İran İslam İnkılâbı ile ortak ve farklı noktalarını karşılaştıran Fehmi Huveydi, “İran devrimi dini bir devrimdir. İmam Humeyni’nin şahsında bir lideri vardır. Velayet-i Fakih düşüncesine dayanan açık bir projesi bulunmaktadır.” der ve devam eder; “İran devrimi ilk gününden itibaren bütün dosyaları açmış bulunuyordu. ‘Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm’ (Merg ber Amrika, Merg ber İsrail) sloganını ilk günden atmaya başladılar. Daha ilk adımda Büyük Şeytan (Amerika) ve onun uydusu küçük şeytan (İsrail) ile her türlü ilişkisini kesti. Bunun sonucunda da söz konusu iki ülke ilk günden itibaren İslam devrimine düşmanlıklarını deklare ettiler.” Bugün Batı Dünyası’nın İran’a yönelik muhalefetinin temelinde İran’ın Müslümanlar adına Batı Dünyası’na “tarihin sonu”nun gelmediğine dair verdiği cevabın yattığını daha iyi anlıyoruz. İsminde “İslam Cumhuriyeti” ibaresi yer almasına rağmen askeri yönetimler eliyle idare edilen Pakistan’ın yahut krallıklarla yönetilen Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin aksine İran, modern dünyanın daha evvel denemediği bir model sunmakla Batı merkezli anlayışa ağır bir darbe vuruyor ve bu da Batı’nın evrensel değerlerin merkezi olduğu yönündeki iddiasını geçersiz kılıyor.

Fukuyama ve hizmet ettiği Batı Dünyası yanıldı. Tarihin sonu gelmedi. İmam Humeyni İnkılâbın onuncu yılında, 4 Haziran 1989’da ahirete irtihal etti. Müslümanları yeniden tarihe sokan “Velayeti Fakih” teorisi ise dinin insanı, toplumu ve devleti şekillendirebileceğini bu yüzyılın insanına göstermeye devam ediyor.

Hiç yorum yok: